Theodore John Kaczynski Kimdir?

Kaczynski nam-ı diğer Unabomber, bugünkü yazımın konusu olsun istedim. Adına dizisi bile çıkarılan bu adam kimdi ve bize neler anlatmak istiyordu detaylandıralım bakalım.

Bilmeyenler için Unabomber, Harvard mezunu ünlü bir profesör. Bir manifesto yayınlıyor. Sesini duyurmak fikirlerini topluma yaymak istiyor. Ama onca insana ulaşmak kolay değil elbet. Kendini anlatabilmek adına zararlı eylemlerde bulunmaya başlıyor, birçok yere bomba yerleştirip patlatarak ünlü bir matematikçiden seri katile dönüşüveriyor. O zihin yapısını anlayabilmek güç ancak yapacağı eylemin, söyleyeceklerinin, öldüreceği birkaç insanla yaratacağı ün ve etkiden daha büyük bir öneme sahip olacağını düşünüyor olmalı ki bu eylemi ardı arkası kesilmeden yapmaya devam ediyor. Peki bu manifesto neydi ve niçin bu kadar önem veriyordu?

manifesto

Unabomber Manifestosu

“Sanayi Devrimi ve sonuçları insan ırkı için bir felakete dönüştü.” diyor başlangıçta. Bundan 20-25 yıl önce yazıp yayınlattığı yazıları o dönemin teknolojisinin şu anın çok daha gerisinde olmasına rağmen büyük bir çığır açmıştı. Şimdiki teknoloji içerisinde doğup büyüseydi şayet nasıl yayınlar neleri değiştirirdi merak ediyorum. Yüzlerce maddeden oluşan bu bildirinin konusu çok da işlenmeyen bir konu değil aslında. Black Mirror’ın her bölümünde sezinlediğimiz bir durum: teknoloji ve beraberinde getirdiği felaketler. Toplumsallaşma,bilim ve kültür de devamındaki bölümleri kapsıyor. Elbette bununla birlikte devletin özgürlüğümüzü kısıtlamakta çok daha başarılı olacağına bu yüzden her koşula boyun eğen bir duruş sergilemememiz gerektiğini de belirtiyor yazılarında.

manifesto

Birçok maddeden oluştuğundan teker teker belirtmek güç olacak. Merak eden okurlarım bildiriyi detaylı bir şekilde internet üzerinden inceleyebilir ya da Netflix’te şahsı detaylandırarak anlattıkları Manhunt: The Unabomber dizisini izleyebilirler. (Ben de izlemedim bu diziyi umuyorum hakkını vermişlerdir hikayenin.) Şimdi size ilgimi çeken bazı bölümlerinden söz etmek istiyorum:

“11. Biri kendisi veya bağlı olduğu grubu hakkında söylenen her şeyi kötü anlarsa aşağılık duygusuna sahip olduğuna veya kendisine az değer verdiğine kanaat getiririz.”, “Onlar azınlıklar hakkında söylenen her konuda olağanüstü hassastırlar.”

“17. Çağdaş solcu entelektüellere çekici gelen sanat şekilleri genelde sefalet, yenilgi ve umutsuzlu üzerinde odaklanmaya meyillidir, ya da sanki akılcı hesaplamalarla hiçbir şey başarma ümidi yokmuş ve yapılabilecek tek şey insanın kendisini o anki duygulara bırakmasıymış gibi bir hava takınır.”

“25. Bazı insanlar öylesine aşırı toplumsallaşmışlardır ki, ahlaki bir biçimde düşünme, hissetme ve davranma girişimi onlara ağır bir yük olur. Bu insanlar da suçluluk duygusunu azaltmak için, aslında ahlaki bir temeli olmayan duygular ve hareketler için ahlaki açıklamalar bularak motifleri konusunda kendilerini sürekli aldatmak zorunda kalırlar. “Aşırı toplumsallaşmış” terimini böyle insanları tanımlamak için kullanıyoruz.”

” 26. Aşırı toplumsallaşma, kendine az değer vermeye, güçsüzlük, yenilmişlik ve suçluluk duygusuna ve benzer şeylere yol açabilir.”

“40. Çağdaş endüstriyel toplumda, kişinin fiziksel gereksinimini gidermesi için asgari bir çaba yeterlidir. Önemsiz bir beceri edinmek için asgari bir çaba yeterlidir. Önemsiz bir beceri edinmek üzere bir eğitim programından geçmek, sonra da işe zamanında gelip, işin gerektirdiği son derece mütevazı çabayı göstermek yeter. Tüm gereken, makul bir oranda akıl ve en çok da İTAAT. Kişi bunlara sahipse, toplum ona beşikten mezara dek bakar. (Evet, fiziksel gereksinimlerine karşılanmış gözüyle bakamayan bir alt sınıf var ama biz burada orta sınıftan bahsediyoruz). Bu yüzden, çağdaş toplumun yapay etkinliklerle dolu olması şaşırtıcı değil. Bilimsel çalışmalar; atletik başarılar; hayırsever işler; sanatsal ve edebi yaratılar; kariyer basamaklarında tırmanma; artık fiziksel tatmin veremeyecek kadar çok para ve mal mülk edinimi ve beyaz olmayan azınlıklar için çalışan beyaz eylemcilerin durumunda olduğu gibi, eylemciyi kişisel olarak ilgilendirmeyen konulardaki eylemler; bunların hepsi yapay etkinliklere girer. Onlar her zaman YALNIZCA yapay etkinlik değildir; çünkü, çoğu insan, bir amaç sahibi olmaktan başka nedenlerle de kısmen motive olabilir. Ancak, bunları yapan insanların birçoğu için, bu eylemler büyük oranda yapay etkinliklerdir. Örneğin, bilim adamlarının çoğu, yaptıkları işten edindikleri “tatmin”in, kazandıkları prestij ve paradan daha önemli olduğunu kabul edeceklerdir.”

“59. İnsan dürtülerini üç gruba ayırıyoruz:

1) Minimal düzeyde çabayla tatmin edilenler,

2) Ancak ciddi bir çabayla tatmin edilebilen dürtüler,

3) Kişi ne kadar çaba gösterirse göstersin yeterince tatmin edilemeyenler. Güç süreci, 2. gruptaki dürtüleri tatmin etme sürecidir. 3. gruptaki dürtüler ne kadar çok olursa, o kadar çok hayal kırıklığı, kızgınlık ve sonuçta da yenilmişlik, depresyon vb. olur.

“60. Çağdaş endüstriyel toplumda, insan doğal olarak daha çok 1. ve 3. gruplara girmeye meyillidir, 2. grup ise gittikçe daha çok yapay olarak yaratılmış dürtülerden oluşmaya meyillidir.”

“62. Çağdaş toplumda cinsellik, aşk ve statü gibi sosyal ihtiyaçlar, bireyin konumuna bağlı olarak, genelde 2. gruptadırlar(10). Ancak, statü için oldukça güçlü bir dürtüye sahip kişiler hariç, sosyal dürtüleri gidermek, güç sürecine olan ihtiyacı yeterince tatmin etmek için yetersizdir.”

“163. Farz edin ki sistem gelecek 40 ile 100 yıl içinde doğacak olan krizi atlattı. O zaman kadar, bu sorunların çözülmesi ya da en azından kontrol altına alınması gerekecektir, özellikle başı çeken problem de insanları “toplumsallaştırmak”tır, yani atalarından miras kalmış davranışları istemi tehdit edemeyecek duruma gelene dev insanları uysallaştırmak. Bu başarıldıktan sonra, teknolojinin ilerlemesine karşı başka bir engel çıkmayacak gibidir, ve büyük olasılıkla mantıksal sonuna doğru ilerleyecektir, bu da insanlar ve diğer tüm önemli bir kontrol anlamına gelmektedir. Sistem tek ve bölünmez bir kuruluş haline gelebilir ya da az çok bölünerek, tıpkı bugün devletin, kurumların ve diğer büyük kuruluşların birbiriyle rekabet ve işbirliği ettikleri gibi hem rekabet hem de işbirliği ilişkisi içinde bir arada varolan kuruluşlardan meydana gelebilir. İnsan özgürlüğü büyük ölçüde yok olmuş olacaktır, çünkü gözetleme ve fiziksel baskı araçlarının yanı sıra, insanları yönetmek için gelişmiş bir psikolojik ve biyolojik araçlar silsilesi ve süper-teknoloji ile silahlanmış büyük kuruluşlar karşısında bireyler ve küçük gruplar aciz kalacaktır. Sadece az sayıda insan gerçek güce sahip olacaktır, ancak bu insanların özgürlüğü bile çok kısıtlı olacaktır, çünkü onların da davranışları düzenlenecektir; tıpkı bugün politikacılarımızın ve şirket yöneticilerinin, belli dar sınırlar içinde davrandıkları sürece güçlerinin koruyabildikleri gibi.”

“173. Eğer tüm karar yetkisi makinelere verilirse, bunun sonuçları hakkında tahminde bulunamayız, çünkü bu tür makinelerin nasıl davranacağını tahmin etmek olanaksız. Biz yalnızca insan ırkının kaderinin, makinelerin elinde olacağına işaret ediyoruz. İnsan ırkının tüm gücü makinelere devredecek kadar aptal olmayacağı iddia edilebilir. Ancak biz ne insan ırkının gönüllü olarak gücü makinelere devredeceğini ne de makinelerin kendi istekleriyle gücü ellerine alacaklarını iddia ediyoruz. Bizim iddia ettiğimiz şey şudur: İnsan ırkı kolayca kendini makinelere bağlılığa sürüklenmiş halde bulabilir ve makinelerin kararlarını kabul etmekten başka hiçbir pratik seçimi kalmayabilir. Toplum ve onun karşılaştığı sorunlar karmaşıklaştıkça ve makineler gitgide akıllandıkça insanlar onlara daha fazla karar verme yetkisi verirler, çünkü makinelerin kararları, insanlarınkinden daha iyi sonuçlar getirir. Sonunda, sistemi işletebilmek için gerekli olan kararlar öyle karmaşıklaşabilir ki, insanlar onları gereğince yapacak kapasitede olmayabilir. Bu aşamada makineler etkin bir kontrol sahibi olacaktır. İnsanlar makineleri pat diye kapatmayacaktır, çünkü onlara öyle bağımlı hale geleceklerdir ki, makineleri kapatmak intihar anlamına gelebilecektir.”

” 174. Diğer yandan, makineler üzerindeki insan kontrolünün elde tutulması da mümkündür. Bu durumda, ortalama insan kendine ait arabası ya da kişisel bilgisayarı gibi bazı makineleri kontrol edebilir, ancak geniş sistemlerin üstündeki kontrol seçkin bir azınlığın elinde olacaktır. Bugün de olduğu gibi, ama iki farkla. Gelişmiş tekniklere bağlı olarak seçkin kesim kitleler üzerinde daha fazla kontrol sahibi olacaktır ve insan emeği artık gerekli olmayacağından, kitleler sistem üzerinde gereksiz bir yük olacaktır. Seçkin kesim acımasız olursa kitleleri yok etme kararı da alabilir. Eğer insancılsa, insan neslinin, dünyayı seçkinlere bırakmak üzere tükenmesine dek doğum oranının düşürülmesine yönelik propaganda veya diğer psikolojik veya biyolojik teknikler kullanabilirler. Ya da, seçkin kesim yumuşak kalpli liberallerden oluşuyorsa, insan ırkının geri kalanına karşı iyi çobanlar rolünü oynamaya karar verebilirler. Herkesin fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasını, tüm çocukların psikolojik olarak sağlıklı koşullarda yetişmesini, herkesin kendisini meşgul edecek yararlı birer hobisinin olmasını ve tatmin olmayanların “sorun”larını çözmek üzere “tedavi” görmesini sağlayabilirler. Elbette yaşam öylesine amaçsız olacaktır ki, insanlar, ya güç süreçlerini ortadan kaldırmak ya da güç dürtülerini zararsız bir hobiye “yöneltmek” üzere biyolojik veya psikolojik olarak yeniden üretilmek zorunda kalacaklardır. Böylesi fabrika ürünü insanlar, bu tür bir toplumda mutlu olabilir ama çok açık ki, özgür olmayacaklardır. Evcil hayvanlar seviyesine indirgenmiş olacaklardır.”

“186. insanların çoğu psikolojik çatışmadan nefret eder. Bu nedenle zor toplumsal konularda ciddi olarak düşünmekten kaçınıp, onlara, basit, siyah beyaz terimlerle sunulan konuları severler: BU bütünüyle iyi ve ŞU bütünüyle kötü. Bu nedenle devrimci düşünceler iki düzeyde geliştirilmelidir.” “

187. Daha olgun bir düzeyde, ideoloji; akıllı, düşünceli ve mantıklı kişilere hitap etmelidir. Amaç, endüstriyel sisteme akılcı, düşünülmüş bir temelde, ilgili, sorunların ve belirsizliklerin ve sistemi yok etmenin bedelinin farkında olarak karşı çıkan bir insanlar topluluğu oluşturmaktır. Bu tür insanları çekmek özel olarak önemlidir, çünkü bu insanlar akıllı insanlardır ve diğerlerin etkilemekte yararlı olabilirler. Bu insanlara olabildiğince akılcı bir düzlemde hitap edilmelidir. Gerçekler asla kasten çarpıtılmamalı ve ölçüsüz bir dilden kaçınılmalıdır. Bu, duygulara hiç hitap edilmeyeceği anlamına gelmez ama böylesi bir seslenişte bulunurken, gerçeklerin çarpıtılmamasına ya da ideolojinin entelektüel saygınlığına zarar verecek hiçbir şeyin yapılmamasına çok dikkat edilmelidir.”

“188. Daha alt düzeyde, ideoloji; düşünmeyen çoğunluğun teknoloji ile doğa arasındaki çatışmayı anlayabileceği kesin terimler içeren basitleştirilmiş bir şekilde yayılmalıdır. Ancak bu düzeyde bile, ideoloji; insanları düşünceli ve akılcı haline yabancılaştırabilecek, bayağı, özensiz veya mantık dışı bir dille ifade edilmemelidir. Ucuz, özensiz propaganda bazen kısa vadeli kazanımlara yol açsa da; uzun vadede, daha iyi propaganda yapan birilerini görür görmez fikrini değiştirecek, düşünmeyen bir kuru kalabalığın tutkusunu uyandırmak yerine, az sayıda, kendini davasına akıllıca adamış insanlara sahip olmak daha iyidir. Ancak ayak takımına hitap etmek; sistem çöküşün eşiğine geldiği ve rakip ideolojiler arasındaki son bir çatışma sonucu belirleyeceği zaman gerekli olabilir.”

“203. Yanında bir fıçı şarapla oturan bir alkolik düşünün. Onun kendi kendine şunları söylediğini farz edin: “Aşırıya kaçılmadan içilirse şarabın zararı yoktur. Hatta dediklerine göre az miktarda şarap faydalıdır bile! Eğer sadece ufak bir kadeh içersem bana bir zararı dokunmaz.” Daha sonra ne olacağını hepiniz biliyorsunuz. Teknolojik toplumun aynen bir fıçı şarabın yanı başındaki bu alkoliğe benzediğini asla unutmayın! ”

“217. Daha önceki devrimlerde güce daha aç tipte solcular bir çok kez daha liberal eğilimleri olan solcularla birlikte öncelikle solcu olmayan devrimcilerle de iş birliği yaptılar, daha sonra iktidarı zapt etmek için iki tarafa da iha- 68 net ettiler. Robespierre, Fransız Devrimi’nde, Bolşevikler Rus Devrimi’nde, Komünistler 1938’de İspanya’da ve Castro ve taraftarları Küba’da aynı şeyi yaptılar. Solcuların tarihine bakılırsa, solcu olmayan devrimcilerin solcularla işbirliği yapması tamamen aptallık olur.”

“218. Çeşitli düşünürler, solculuğun bir tür din olduğunu belirtmiştir. Solculuk, tam anlamıyla bir din değildir, çünkü sol öğretisi herhangi bir doğa üstü varlığı ön gerçek olarak kabul etmez. Ama solcu için, solculuk; bazı insanlar için dinin oynadığı psikolojik rolü oynar. Solcunun, solculuğa inanmaya İHTİYACI vardır; psikolojik tutumunda bu önemli bir rol oynar. İnançları, mantık ya da gerçeklerden kolaylıkla etkilenip azalmaz.”

Manifesto üzerine fikirlerinizi benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum. Bildirinin pdf linkini aşağıda paylaşacağım. Güzel bir haftasonu dilerim.

Pdf: https://issuu.com/sosyalsavas/docs/sanayitoplumuvegelecegi

Kaynakça: www.dusunbil.com