Yaşadığın bu hayatın bir mühendis tarafından tasarlanan bir bilgisayar simülasyonu olabileceğini hiç düşündün mü? “Ama ben bir canlıyım. Atomlardan oluşuyorum; görüyor, duyuyor, hissediyorum.” şeklinde düşünüyor olabilirsin. Peki ya bunlar senin gerçeğe yakın hissetmen için tasarlanmışsa?

Farkındalık sahibi zihin, yapay olarak üretilebilir. Bilinç için organik bir beyine ihtiyaç yok. Yani beynin tüm bölümlerinin bir arada olduğu, organik beyinde bulunan tüm işlevlere sahip yapay bir beyin oluşturularak bilinç elde edilebilir. Her 1,5 yılda bilgisayar işlemci gücünün 2 katına çıkacağını söyleyen Moore Yasası, geçerliliğini koruduğu sürece yapay bilinçler elde edilebilecek bilgisayar sistemleri geliştirilebilir. Şu birkaç yıldır, Moore Yasası geçerliliğini kaybetmiş olabilir; fakat silikon bazlı bilgisayarlardan daha hızlı teknolojiler üretilmekte olduğu için yakında Moore Yasasını tekrar yakalayacağız gibi görünüyor. Sonuçta ileriki yüzyıllar içerisinde Moore Yasası yakalanmış olabilir ve güçlü bilgisayarlar üzerinde çalışabilen bir simülasyon programının bir parçası olabiliriz. Eğer biz bir simülasyonun içerisindeysek, bizi simüle eden mühendisler bizim bulunduğumuz teknolojik noktanın çok daha ilerisindeler. Onlar da bu adımları geçmiş ve bizi bu adımlara göre inşa etmiş olabilirler. Hatta simülasyon olabileceğini düşünen yapay beyinler ürettikleri için, şu an bir mekanı kapatmış parti yapıyor bile olabilirler. 🙂

A person in a glossy mask crouching on the reflective floor in a neon-soaked building

Simülasyon Hipotezi Nedir?

Son dönemlerin en çok tartışılan konulardan birisi, evrenin bir simülasyon olup olmadığı. Bu konudaki tartışmalar, daha milattan önce 5. yüzyıla kadar dayanır. Aslında bu kadar geçmişte bunu düşünebiliyorsak simülasyon olma ihtimalimiz oldukça yüksek. Sonuçta teknoloji kelimesini daha literatüre bile geçmeden simülasyon içerisinde olup olmadığımız düşünülüyor. Antik Yunan filozoflarından olan Parmenides, “Doğrunun Yolu” adlı eserinde fiziksel dünyanın günlük gerçekliğe bakışının yanlış olduğunu ve dünyanın değişmeyen, yenilenmeyen ve yok edilemeyen bir bütün olduğunu ileri sürer.

Simülasyon, latince kökenli kelime olarak ‘’yapar gibi görünmek; taklit etmek , benzemek’’ anlamına geliyor. Bilgisayar dünyasında ise, gerçek hayatta uygulanacak bir şeyi, genellikle bilgisayar ortamında deneyip sonuçlarına göre kararlar alınmasını sağlayan bilgisayar programları şeklinde tanımlıyoruz.

Simülasyon hipotezinin yaratıcısı Jean Baudrillard, bu konudaki fikrini şöyle savunuyor:

Birey televizyonda Sudan iç savaşını, herhangi bir tuvalet kağıdı reklamıyla aynı duyarsızlıkla izlemektedir. Televizyonu kapattıktan sonra Sudan’daki iç savaş devam etse bile onun için bitmiştir. İşte bireyin yaşadığı bu evren simülasyon evrenidir. Her şey görüntülerden ibarettir ve cansızdır.

Bunu “ateş düştüğü yeri yakar” atasözü ile de açıklayabiliriz. Ama hala simülasyonun içinde olmadığımızı kanıtlayacak kesin bir yargıya varamayız.

İngiliz filozof Nicholas Bostrom, şu 3 madde ile simülasyon hipotezini açıklamaktadır:

1-Ya insanlık, mükemmel simülasyonlar üretebileceği teknolojik olgunluğa gelmeden yok olacak.

2-Ya bu olgunluğa erişecek, ama simülasyon üretmek istemeyecek.

3-Neredeyse, kesinlikle simülasyonda yaşıyoruz.

Değiştirilemeyen Fiziksel Sabitler

Normal şartlarda, bir simülasyon programı, iki veya üç boyutlu, zamanla ilerleyen bir modele sınırlamalar koyar. Yani, simülasyonu kurgulayanlar tarafından çizilmiş sınırların dışına çıkmanız mümkün değildir. Kısacası, kurgulanmış bir simülasyonun içindeysek yazılımın izin verdiği noktaya kadar gidebiliriz.

Ya Her Şey Bir Simülasyonsa? | Simulasyon Hipotezi 1

Fizikte var olan kurallar üzerine düşündüğümüzde, çevremizde birtakım sabitleri kabul ediyoruz. Örneğin ışık hızını değiştiremiyoruz, planck sabiti üzerinde herhangi bir oynama yapamıyoruz. Yazılım dünyasında da değişkenler ve sabitler vardır. Değişkenler, kullanıcı tarafından gelen veriler ile sürekli olarak değişir. Fakat yazılımın çalışması için belirlediğiniz sabitler bir kez atanır ve bir daha kullanıcı tarafından elle değiştirilemez. Fizik sabitleri üzerinde bir değişiklik yapamıyorsak, onlar bu simülasyon için tasarlanmış sabitler olabilir.

Fizikçiler, felsefi içeriği olan bu hipotezi, araştırma yöntemiyle cevaplamak istiyorlar. Gelişmiş bir başka insan uygarlığı, devasa boyutlarda simülasyonlar hazırlayabilir düşüncesi, hipotezin temelini oluşturuyor. Bu uygarlık o kadar ileri seviyede ki içerisinde milyarlarca dünyanın, milyarlarca yıldızın bulunduğu devasa bir uzay simülasyonu yaratabilir. Eğer bu teori gerçekse, biz birbirinin içine geçmiş zincirleme bir simülasyonun içerisinde bulunuyoruz. Hatta ilk sanal evren içerisindeki ilk uygarlığı biz oluşturuyoruz. 2012 yılında, Almanya’da bulunan, Bonn Üniversitesi’ndeki araştırmacılar bu konu hakkında bir makale yayınladı. Araştırmanın başındaki Silas Beane, bunun Matrix filmi gibi bir kurgu olmadığını, makalenin gerçeklik payı taşıdığını belirtti. Ayrıca makale için hazırlanan deneylerin sonuçların da simülasyonlarda olması gereken üst enerji sınırlarına işaret edilmiştir.

Uzaylılar Neden Bizi Ziyaret Etmiyor?

Evren şu anda 13.8 milyar yaşında. Bu kadar büyük bir evrende bizden daha zeki medeniyetlerin olması çok muhtemel. O zaman nerede bu medeniyetler? Neden bizimle iletişim kurmuyorlar? Bu hipotez aslında uzaylıların neden bizimle iletişim kurmadığını açıklıyor. Çünkü biz belirli bir zamanın simülasyonuyuz. Muhtemelen de bizi tasarlayan uygarlık onlarla iletişime geçmiştir. Belki de uzaylılar simülasyon oluşturmayı onlara öğretmiş olabilir.

Ya Her Şey Bir Simülasyonsa? | Simulasyon Hipotezi 2

Tüm puzzle parçaları yavaş yavaş tamamlanıyor gibi gözükse de bir parça bir türlü yerine oturmuyor. Bu parça: “kıyamet” olgusu. Bu hipotez, kıyamet olgusunu tam olarak açıklayamıyor. Biliyorsunuz ki yaşadığımız dönemde reenkarnasyon tanımını kabul eden oldukça fazla insan var. Hipotezle birleştirildiğinde ise sonuç oldukça ilgi çekici oluyor. Şu an, bu dünyada bulunan simule edilmiş bilincimiz, ölüm sonrası başka bir simule edilmiş evrene aktarılıyor ve orada sıfırdan bir yaşama başlıyor. Şöyle de açıklayabiliriz: bizi tasarlayan mühendisler simülasyona gelen enerjiyi kestiğinde bizim için kıyamet kopabilir. Hipotez bunu böyle açıklamıyor ama, bu da olabilecek olaylar arasında gösterilebilir.

Simülasyon İçerisinde Simülasyon Üretilebilir Mi?

Şimdi bütün bu hipotezlerin doğru olduğunu ve bir simülasyon içerisinde olduğumuzu düşünelim. Bir bilgisayar programında olduğumuzu, birden çok vektörden, pikselden, 0 ve 1’den oluştuğumuzu çözdük ve kendimiz gibi bir simülasyon yaratmaya karar verdik. Peki bu mümkün olabilir mi? İçerisinde olduğumuz simülasyon bunu sağlıyorsa bizlerde simülasyonlar üretebiliriz. Bunlar da iç içe simülasyonları oluşturur. Fakat buna izin vermiyorsa zaten bunu üretemeyiz. Programlamaya Giriş dersini veren hocam bilgisayarların aptal makineler olduğunu ve bizler neler yapmalarını istersek onları yapabileceğini söylerdi. Kısacası mühendisler nereye kadar gitmemizi isterse biz de oraya kadar gideceğiz.

IBM’e ait Mira Supercomputer, evrendeki bilinen tüm fizik kanunlarını bir araya getirerek evrenin simülasyonunu oluşturmaya çalışıyor. Bunu yapabilecek teknolojiye sahipsek, içinde bulunduğumuz simülasyon bizim iç içe simülasyonlar üretmemize izin veriyor olabilir. Böylelikle Inception filmindeki iç içe rüyalar gibi iç içe simülasyonlar oluşturabilir ve aralarında geçiş yapabiliriz. Şimdiden oldukça büyüleyici gözüküyor sizce de öyle değil mi?

İlgili resim

Elon Musk’a göre, gerçek dünyada yaşıyor olma ihtimalimiz bir milyarda bir. Burada Elon diyor ki, “Aslında ben de bir simülasyonum”. Siz hiç, bir pikselden ibaret olabileceğinizi düşündünüz mü? Öyle olabileceğinizi düşünüyorsanız size güzel bir sorum olacak. İçinde bulunduğunuz simülasyonu hazırlayan mühendislerle iletişime geçecek olsaydınız, hazırladıkları simülasyon hakkında neler söylerdiniz? Simülasyonda ne gibi hatalar var ya da şöyle olsa daha iyi olur dediğiniz şeyleri yorumlara ya da sosyal medya hesaplarımızdan bizlere yazın. Sonuçta bir simülasyon içerisinde olduğumuzu bilmediğimiz gibi, bunları simülasyonu tasarlayan mühendisin okuyup okumadığını da bilmiyoruz. Belki de sırf fikrimizi merak ettikleri için bu hipotezi yazılım içine yerleştirmiş olabilirler. Yorumlarda bu soruları hep birlikte tartışalım, bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle. 🙂