Koronavirüs sonrasında yeni normal kavramı hayatımıza hızlıca giriş yaptı. Eski alışkanlıklarımız, davranışlarımız, sosyal hayatımız, özel hayatımız, iş ve eğitim hayatımız yeni normal düzenine girmeye başladı. Derslerimizi, iş görüşmelerimizi evlerimizden çevrim içi ve video konferans şeklinde yapmaya başladık. Günlük yaşam rutinimizde de farklılıklar kurallarla beraber ortaya çıktı öyle değil mi?

Şimdi, yeni normal kavramı ve hayatımızda gelişen değişiklerin neler olduğuna bakalım…

Nedir Bu ”Yeni Normal”?

Bireysel açıdan değerlendirmek gerekirse özellikle el hijyeni olmak üzere, hijyen kurallarına dikkat etmek; yeni normalin ilk maddesi olarak sayılabilir. Bu sebeple, ellerin gün içinde sıkça ve kuralına uygun şekilde yıkanması ya da dezenfekte edilmesi hatırlanmalıdır. Bunun yanında sosyal mesafeyi korumak ve diğer bir birey ile 1,5 metre mesafeden daha yakında bulunmamak ve dolayısıyla sosyal ortamlarda kalabalık oluşturmamak diğer bir önemli madde. Bu da normal hayatımızda, medeniyet gereği diğer bir bireyin kişisel alan kavramına saygımızdan ötürü zaten uymamız gereken bir kural. Aslında bugüne kadar hayatımızda olmayan ve alışması en zor olabilecek madde ise maske kullanımı olacaktır. 

Evden dışarı maskesiz çıkmak ne yazık ki mümkün değil. Değişen yeni alışkanlıkların olmazsa olmazı. Pandemi sürecinin ciddiyetini kavrayıp, Dünya’da vaka ve ölüm oranlarına dikkat etmek mühim. Birçok haberde izliyoruz ya da dışarıda görüyoruz ki maske kullanımını önemsemeyenler de yok değil. Umarım dünya olarak bunun önemini kavrayıp karantina sonrasında da daha bilinçli şekilde hareket ederiz.

Evden Çalışıyoruz

Koronavirüs krizinde hayata geçirdiğimiz veya daha sık uygulamaya başladığımız bir fiilse, işe gitmeyip evden çalışmak, yani “home office” yapmak.

yeni normal

Araştırmalarını Berlin-Brandenburg Doğa ve İnsan Bilimleri Akademisi’nde sürdüren Isabella Hermann, bilim-kurgunun sosyokültürel ve teknolojik etkisi üzerine çalışmalar yürütüyor. Hermann, bazı kuruluşların çalışanlarını evden çalışmak zorunda olmaktan “korumaya” çalışabileceğini söylüyor. “Bunun altında yatan kafa yapısı çok ilginç. Yani işin hayatınızın bir parçası veya yapmaktan hoşlandığınız bir şey olmadığı, bunun aksine her gün sekiz saat yapmak zorunda olduğunuz bir şey olduğu fikri. Hayatın da ancak buradan sonra başladığı.”

Ancak Hermann, bu kuruluşların bile yeni teknolojilere uyum sağlamak zorunda kalacağını öngörüyor.

Diyelim ki kucağınızda bilgisayarınızla çalışmaya hazırsınız. Peki şimdi boş kalan ofis alanını ve yaşamını o alanı temizleyerek kazanan işçileri ne yapacağız?

Kim daha çok yarar sağlayacak? Her gün işle ev arasında saatler harcayan işçiler mi yoksa omuzlarındaki aşırı yükten kurtulan işverenlerimiz mi? Ev-ofis sınırlarının ortadan kalkmasından en çok kim fayda sağlayacak? Eğer Wi-Fi bozulmuşsa çalışamayacak mıyız? Akşam, eş ve çocuklarımızla yemek yemeyi umarken, o saatte çalışmak zorunda mı kalacağız?

Bu salgın bir anda ezberleri bozdu ve biz bu yeni senaryoya uyum sağlamaya çalışıyoruz. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Aile fertleri ile ilişkilerden, iş arkadaşları ve yöneticilerle olan diyaloğa kadar pek çok şey dönüşmek zorunda.

Dijital Platformlara İlgi Arttı

Karantina döneminde, evde geçirdiğimiz zamanın artması; sinema, tiyatro, konser ve spor gibi etkinliklerin iptal edilmesi ile eğlenceye ara verilmesi, dijital video platformlarına olan ilgiyi büyük oranda artırdı. Bu platformlar günlük hayatta boş vakitleri değerlendirmek için bir numaralı mecra haline gelirken, geleneksel medya açısından da dönüşü olmayan bir süreç başlamış oldu…

Koronavirüs sürecinin Zoom’dan sonra en büyük kazananı: Netflix

Dijital video platformları ülkemizde ve Dünya’da hızla artış göstermekte. Bu alanda ilk akla gelen platformlar: Netflix, Apple TV, Amazon Prime Video, YouTube TV, Hulu, Disney+ ve Turkcell TV+. Ancak, koronavirüs sürecinde, Zoom gibi rakipleri arasından öne çıkmayı başaran firma Netflix oldu. 

Video konferans uygulamaları gibi, dijital içerik sağlayan platformlar da belli seviyede sadık kullanıcı kitlesine ulaşmıştı; ancak bu uygulamaların gerçek anlamda patlama göstermesi, insanların her zamankinden daha fazla etkileşime ihtiyaç duyduğu sosyal izolasyon sürecinde gerçekleşti. Nielsen tarafından yayınlanan bir rapora göre, “Evde Kal” kampanyaları, tüketicilerin izlediği içerik miktarında neredeyse %60 oranında artışa yol açtı. Tüketici davranışlarındaki bu değişim, bundan sonrası için de bize önemli ipuçları veriyor: Bundan sonra da tüketiciler, izleyecekleri içeriklere herhangi bir cihazdan, istedikleri zaman, istedikleri yerde erişmek isteyecekler.

İlginiz için teşekkürler…

Kaynakça: 1, 2, 3

Editör: Sena Bakı