Kazanma arzusunun insanlara neler yaptırabileceğini eminim birçoğunuz biliyorsunuzdur. Bunun en büyük kanıtlarını da spor dünyasında sıkça görüyoruz. Birçok sporcu kazanma arzusu uğruna tüm etik değerleri ve sağlığını bir kenara bırakarak çeşitli yollara başvurmaktadır. Spor dünyasında da bu etik ve sağlık karşıtı olgu karşımıza doping olarak çıkmaktadır. 

Son yıllardaki gerek klinik gerekse de araştırma düzeyindeki gen tedavisi çalışmalarından;
hastalıkların teşhisi ve tedavisi ile genetik hastalıkları önleme bakımından çok şeyler
beklenmektedir. Tabi bu noktada en büyük korku da gen tedavilerinin kötüye kullanımıdır. Fizyoloji, moleküler genetik ve biyoteknoloji alanındaki hızlı gelişmeler yeni
doping tekniklerinin kullanımına yol açabilir. Bilimdeki hızlı gelişmeler sayesinde, yakında
genetiği değiştirilmiş sporcularla karşı karşıya gelme olasılığı hızla yükselmektedir.

Doping Nedir?

genler

Sporcunun performansını arttırmak amacıyla vücuda verilmesi gereken maddelerin çeşitli yollarla vücuda verilmesine doping denir. Burada genelde sentetik malzemeler kullanılır. Bunlar doğal besin kaynaklarından alınamayan ve organizmanın üretemediği maddelerdir. Bu maddeler, organizmada çeşitli uyarılara yol açmakta ve sporcunun rakiplerine karşı çeşitli avantajlar sağlamaktadır.

İlkel topluluklarda dayanıklılığı arttırmak, aynı işi daha uzun süre yapabilmek, kabileler arası savaşlarda savaşçıların daha saldırgan ve agresif olabilmeleri için bir takım bitkilerin tüketildiği, bazı karışımların hazırlanıp içildiği bilinmektedir. Böylece görüyoruz ki insanlığın gelişiminden bu yana rekabet etme, yarışmalarda rakiplerine üstünlük sağlama ve kazanma psikolojisi yaygın olarak görülen bir davranış şeklidir.

Fakat şunu unutmamalıyız ki bir sporcu, rekorlar kırabilmek ve şampiyon olabilmek için gerekli genetik potansiyele sahip olsa bile düzensiz bir yaşam tarzı veya yetersiz antrenman ile bu rekorları kıramayabilir veya şampiyon olamayabilir. Ya da kısıtlı bir genetik potansiyele sahip olan bir sporcu, düzenli bir yaşam tarzı ve planlı antrenman ile de branşında üstün bir performans sergileyebilir. Örneğin; sporculardaki kas lifi dağılımı, sporcunun genetik potansiyeli ne olursa olsun antrenman düzeyinin şiddeti, süresi ve sıklığına, ayrıca diyet ve diğer faktörlere bağlı olarak da değişim göstermektedir.

Gen Dopingi

Gen dopingi temelini gen transferinden almaktadır. Enerji üretim mekanizmalarını etkileyerek ve kas dokusuna kan akımını arttırarak kasın boyutlarında, kuvvetinde, kasılma gücünde ve dayanıklılığında artışa yol açmakta ve böylelikle kas yaralanmalarının olağandan daha hızlı iyileşmesine neden olmaktadır. Gen dopingi; hücrelerin, genlerin ve genetik elementlerin tedavi edici olmayan kullanımı ve gen ifadesinin ayarlanması ile sporcu performans kapasitesinin arttırılması şeklinde tanımlanabilir.

Yenilmez Genler Mümkün Mü? 1

Spor ile genetik arasındaki ilişkinin incelenmesi bize genel sağlık hakkında da fikir vermektedir. Spor yapan bireylerin antrenmanlara olumlu yanıt vermesini sağlayan genler, spor yapmayan kişilerde de spor yapmamalarına rağmen metabolizmalarının diğer kişilere göre daha sağlıklı olmasını sağlayabilmektedir. Son yıllarda “İnsan Genom Projesi” çerçevesinde birçok hastalığın genetik kodları çözümlenmiş ve “Gen Terapisi” ile tedavi edilebilme şansı doğmuştur. Genetik, moleküler biyoloji ve tıp alanındaki bu gelişmelere paralel olarak tespit edilen tedavilerin bir kısmı performans arttırıcı etki göstermektedir. Bu da ne yazık ki bazı sporcular tarafından suistimale açıktır ve “Gen Dopingi” kaygısını gündeme getirmiştir. Gen terapisiyle ilgili konular üzerinde halihazırda etik anlamda tartışmalar yaşanırken, gen terapisinin doping olarak kullanılabilecek olması etik tartışmaları alevlendirmiştir.

Gen tedavisi ilaç firmalarının da çok ilgi gösterdiği bir alan olduğu ve hayvan deneylerinin birçok gen transferi için son aşamada olduğu göz önüne alındığında, Olimpiyat Komitesi ve Dünya Dopingle Mücadele Ajansının ortak olarak yayınladığı 2003 yılı Doping listesine Gen dopingini almasında haklı olduğu ortaya çıkmaktadır. Konuyla ilgili yapılan çalışmalar incelendiğinde 3 tip gen tedavisi yönteminin geliştirildiğini ve bu tedavilerin sporda doping olarak kullanılmaya uygun durumda olduğu görülmektedir.

  • TİP I: İnsan dolaşımına verilen bir genin, yeni eritrosit yapımına yol açan eritropoietin hormonunun salgılanmasında artış sağlayarak aerobik kapasitesinin arttırılmasına yönelik çalışmalar bulunmaktadır. Bu gen tedavisi şiddetli anemisi olanlarda (AIDS ve böbrek yetmezliği) önemli bir fayda sağlamakta ve yetersiz kırmızı hücre sayısı olan hastalarda ciddi düzelme sağlamaktadır. Bu tekniğin hayvan deneyleri tamamlanmış olup fare ve maymunlarda % 81 oranında hematokrit artışı sağlanmıştır. Henüz insan denemeleri bildirilmemiştir.
  • TİP II: Kas hücresine enjekte edilen kas geliştirici bir gen olan, kodladığı protein kas büyüme faktör proteini (IGF-1) olarak adlandırılan bir gen tedavisi üzerinde de çalışılmaktadır. Hedef hasta kitle “muküler distrofili ve kas erimesine maruz kalan, fonksiyonel olarak ekstremitesini belli bir süre kullanmayanlar” olan bu tedavi yöntemi sporcular için ciddi bir doping aracı olabilir. Tenisçilerin omuz kasları, atletlerin bacak kasları ve boksörlerin biceps kasları lokal uygulama ile dopinge maruz kalması en olası birkaç örneği oluşturmaktadır. İngiltere’de yapılan bu tip deneylerde IGF-1 uygulanan farelerde inanılmaz kas gelişimi gözlenmiş olup insan üzerinde yapılan uygulamalar henüz bildirilmemiştir.
  • TİP III: Kan dolaşımına enjekte edilen genin yeni damar yapılanmasına yol açması hedeflenmektedir. Bu gen tedavi yöntemi aslında arterial hastalığı olanlarda, yaşlılarda ekstremitelerdeki kanlanma ve oksijenlenmedeki artışı sağlamak için önerilmektedir. Ancak bunun sporcular tarafından yeni damar oluşumunu ve hiper oksijenizasyon sağlamak için doping amaçlı kullanılabileceği düşünülmektedir. Kaslara, akciğere, kalbe ve diğer dokulara sağlanan oksijen miktarındaki artış daha geç yorulmayı da beraberinde getirecektir

Genler Sporcuları Nasıl Etkiler?

Bir mili 4 dakikanın altında koşan ilk kişi Sir Roger Bannister’a ait olan “Sporcular eşit doğmazlar” sözü tartışmalı olmakla birlikte, insanların etnik kökenleri bazen diğerine göre avantaj gibi görünebilmektedir. Örneğin; Batı Afrikalı koşucuların kısa mesafelerde, Doğu Afrikalıların maratonda, Asyalıların ise yüzmede daha başarılı oldukları görülmektedir. Bu genomik çağda kişilerin belirli sporlara yatkınlığında rol alan genlerin açıklanması ve bu yöndeki genetik çalışmalar aydınlatıcı olacaktır.

Erken yaşta yapılacak genetik tarama, bir çocuğa özel bir sporda gelişme ve özel antrenman programlarının düzenlenmesinde büyük bir potansiyel sağlayacaktır. Diğer yandan sporculara uygulanacak genetik tarama testleri, genetik yatkınlıklarının arttırılması ya da geliştirilmesi için özel antrenman metotlarının seçimini sağlayacaktır.

Gen transferinin doping olarak kullanılabilecek olması, spor felsefesini derinden sarsmaktadır. Hayvan deneyleriyle oluşturulan süper fare modelleri “süper sporcu” oluşturma fikirlerini cazip hale getirmektedir. Fakat gen dopingi metodunda geleneksel ilaçla yapılan dopingin çok ötesinde performans artışları elde edildiği, tetkik ve tespitinin son derece zor olduğu fark edilince gecikmeden 2002 yılında WADA, Uluslararası Olimpiyat Komitesi(IOC) ve diğer kuruluşlar, sporcu sağlığı açısından gelecek için bir tehlike oluşturabilecek gen dopingini görüşmek üzere toplanmışlar ve gen dopingine 2003 yılı listesinde kullanımı yasaklı yöntemler içinde yer vermişlerdir.

Her yıl doping listesinde yer alan yasaklı maddeler ve yöntemler IOC Sağlık Komisyonu tarafından belirlenerek listeler halinde yayınlanmaktadır. Günümüzde doping uygulamaları büyük bir sanayi haline gelmiştir. Uygulamada sporcudan idareciye, teknik sorumludan masöre kadar herkesin sorumluluğu bulunmaktadır. Burada unutulmaması gereken antidoping kuruluşlarının yaptırdığı doping kontrollerinin amacı, polislerin hırsızı yakalaması gibi doping kullanan sporcuları yakalayıp cezalandırmak değil, cezai yaptırımlarla doping kullanımını engellemek ve sporcuların sağlığını korumaktır.

Kaynakça ve İleri Okuma : 1 , 2

Editör: Sena Bakı