“Üstümüzde gök vardı, her yanına yayılmış yıldızlarla. Sırtüstü uzanıp onları seyre dalar ve bunlar yapma mı yoksa kendiliklerinden mi olma diye fikir yürütürdük.”
-Mark Twain, Huckleberry Finn-

İnsanoğlu için yıldızlar hep bir merak konusu olmuştur ve onlar hakkında birçok fikir ortaya atılmıştır. Fakat yıldızların doğası ve yaşam döngüleri 20. yüzyılın başlarında ancak anlaşılmaya başlanmıştır. Yıldız oluşumu hayli zahmetli bir olaydır fakat evrenin boyutları düşünüldüğünde bu zahmetli olay nadir görülen bir olay olmaktan çıkıyor. Samanyolu galaksisinde kabaca, her yıl 1 veya 2 yıldız oluşuyor. Bu rakamlar küçük gibi gözükebilir fakat yılda 1 yıldızın oluşması kozmik ölçü dikkate alındığında çok hızlı bir döngüdür.
Yıldız doğumu, çok yoğun ve görünür ışımayı geçirmeyen, yıldızlararası gaz ve toz bulutlarının ortasında başlar. Moleküler bulut olarak isimlendirilen bu gaz ve toz bulutları, yakındaki bir süpernova veya yakından geçen bir başka yıldız tarafından rahatsız edilirler. İşte olay bu rahatsızlıkla başlar, mesela yakındaki bir süpernovanın buluta şok dalgaları yolladığını düşünelim. Bu dalgalar bulutu döndürür ve sıkıştırır. Buluttaki gaz molekülleri ve toz parçaları birbirine çarpar ve sürtünme ısısına sebep olur. Zamanla daha çok gaz ve toz parçacığı, hızla daha da irileşen bu sıcak çekirdeğe doğru itilir. Bu çarpışmalar sonucunda bulut aşırı derecede ısınır. O kadar ki hidrojen atomları helyuma dönüşmeye başlar. Bu süreç nükleer füzyon olarak isimlendirilir, süreç sırasında ısı ve ışık formunda enerji yayılır ve yıldızlara gücünü veren de budur.

halka ışık toz
Yoğun bir gaz ve toz bulutunun bir yıldız oluşturmak üzere nasıl çarpıştığını gösteren bir resim. İçeride daha çok madde toplandıkça çekirdek ısınır. Sıcaklık ve sıkışma yeterince arttığında bir yıldız oluşur. Ardından, çevreleyen bulutun sıcaklığını artırarak parlamasına sebep olur. Zamanla yıldız doğumu yuvasını yutar ve böylece biz de onun ışığını görürüz.

Yıldız doğumu nükleer füzyonla birlikte başlar. Bu andan sonra yeni doğan yıldız ısınmaya devam eder; yaşamının ilk safhasında kutup bölgelerinden gaz jetleri fışkırır. Bu durum, yıldız biçimlenirken oluşan muazzam ısının yayılmasına yardımcı olur. Yeni doğan yıldızın etrafında yeterli madde kaldıysa, bundan gezegenler de oluşabilir.

İlk Yıldızlar

Evrendeki ilk yıldızlar Büyük Patlama esnasında hidrojen ve helyumdan oluştu. Bunlar, evren doğduktan belki de sadece birkaç yüz milyon yıl sonra bütünleşmeye başlayan fantastik büyüklükte yıldızlardı. Başlangıç kütleleri çok büyük olduğundan, ilk doğan yıldızlar nükleer yakıtlarını hızla tüketip yıldız nükleosentezi denen bir süreçte ilk ağır elementleri yarattılar. Bu yıldızlar yaşamlarının sonuna geldiğinde, kuvvetli yıldız rüzgârları ve sonunda da muazzam süpernova patlamalarıyla bütün elementlerini uzaya saçtılar. Bugün hâlâ devam eden kozmik süreçten geçen bu ilk yıldız cisimleri, yeni yıldızların, gezegenlerin ve bizim gezegenimiz bağlamında da yaşamın kökenlerinin yaratımı için elementlerini uzaya dağıttılar.

Yıldız Bulutlarının Sırları

damara benzeyen yıldız bulutları
IC 5070 olarak adlandırılan yıldızlar arası gaz ve toz bulutu

Yıldızların doğduğu, bu yıldızlararası gaz ve toz bulutları yıldız oluşumu açısından gerekli elementleri fazlasıyla bulunduran bölgelerdir. Bu bulutlar ağırlıklı olarak hidrojenden oluşurlar; kalan elementler helyum, karbon, oksijen, nitrojen gibi daha ağır elementlerin bir karışımıdır. Peki, bu yıldızlararası bulutlar nasıl oluşmuşturlar? Hidrojen ve helyum 13,8 milyar yıl önce Büyük Patlamada yaratılmıştır. Diğer elementler yıldızların içinde oluşmuş ya da süpernova patlamalarında biçimlenmiştir. Yıldızlar öldüğünde, kütlelerinin büyük kısmı uzaya fırlatılır ve halihazırda orada bulunan hidrojen ve helyumla karışır. Bu bulutları inceleyen astronomlar yaşamın oluşması için gerekli ‘prebiyotik’ molekül denen moleküller buldular. Güneşin dolayısıyla bizim doğum bulutumuz, yaşamın öncülleri olan moleküller bakımından zengin bir buluttur.

 

 

 

 

 

Kaynaklar:

Kozmos-Carl Sagan