Zamanda yolculuk hepimizin merak ettiği, bir kez olsun hayatında gerçekleştirmek istediği bir olgudur. Kimi geçmişe dönüp hatalarını düzeltmek, kimi ise gelecekte nerede olduğunu görmek ister. Peki sizce istemek yeterli midir? Zaman kavramı bile daha net bir şekilde tanımlanamazken zamanda yolculuk etmek mümkün olabilir mi? Zaman, içinde var olduğumuz sürekli tek yöne akıp giden bir nehir mi yoksa ona şekil verebilir miyiz? Biz şuan da yaşarken gelecek ve geçmiş bizle var olmaya devam ediyor mu yoksa geçmiş ve gelecek anla birlikte yok olup gidiyor mu?

Geçmiş – Şimdi – Gelecek

Zaman kavramını tanımlamak eğer derinsel düşünmüyorsak basittir. Yaşayıp bitirdiklerimiz geçmiş, bunu yazıyı okuduğunuz an şimdi, bilinmezlik ise gelecektir. Ama sizce zaman bu kadar basit mi? Yüzyıllardır bilim insanların kafasındaki soru tam olarak bu. Zaman tanımladığımız kadar basit bir olgu mu?

Zaman olgusunu bizlere en yakın şekilde düşünen bir bilim insanı ile anlatmaya başlamak istiyorum, Isaac Newton. Newton’a göre “mutlak zaman” kavramı vardır. Yani zaman tek bir geleceğe doğru, tek bir yönde, aynı hızla akar. Tıpkı bir nehir gibi. Bu düşünce de geçmiş ve geleceğe gitmeyi imkansız kılar. Ona göre geçmiş yaşanıp bitmiştir ve geri dönülemezdir, gelecek ise henüz oluşmamış, şimdinin yaşanması ile oluşabilecek bir olgudur.

zaman

Einstin ise cesur ve akıl almaz düşüncesi ile Newton’a karşı çıkıyor. Einstein’a göre meydana gelmiş ve gelecek olan her şey aslında var demektir. Geçmiş şimdi ve gelecek yaşam boyunca hep var ve var olmaya devam eder. Zaman yok olmaz. Bu fikrini ise yakın dostu Michele Besso’ya ölümünden sonra yazdığı mektupta şöyle anlatmıştır;

O, bu tuhaf dünyadan benden birazcık önce ayrıldı. Bunun hiçbir anlamı yoktur. Bizim gibi, fiziğe inanan insanlar; geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek arasındaki farkında sadece inatçı bir illüzyondan ibaret olduğunu çok iyi bilirler.

Newton mutlak zamana inanırken Einstein mutlak olması gereken şeyin “ışığın farklı gözlemcilere göre hızı” olduğunu ileri sürmüştür. İleri sürdüğü bu düşüncesi ise özel görelilik ve genel görelilik kuramı ile açıklamıştır.

Özel Görelilik Kuramı

Einstein’a göre geçmişe ve geleceğe gidebiliriz. Bunu sağlamamızın yolu ise Başka gözlemcilere göre (yani etrafımızdaki diğer insanlara göre) hızımızı değiştirmek. Yani eğer bir insana göre ışık hızından daha yavaş hareket edersek bizim zamanımız ona göre yavaşlayacaktır. Biz bu şekilde bir süre hareket edip sonra tekrar ona göre duracak olursak bize göre daha az zamanda ona göre daha çok zaman geçirmiş oluruz: Yani o insanın geleceğine gitmiş oluruz.

Aynı şey geleceğe gitmek içinde geçerlidir. Eğer bir insana göre ışık hızından daha hızlı hareket edersek bizim zamanımız ona göre geriye yönde akar. Örneğin annenize evden çıktığınızı söyleyip ışık hızından hızlı hareket edip geri gelirseniz siz yaşlanmış olsanız bile anneniz aynı yaşta kalır. Eğer ışık hızından hızlı hareket edip geri dönerseniz gençliğinizi evden çıkmadan yakalayabilme olasılığınız da oldukça yüksek 😀

Şuan özel göreliliğe göre zamanda yolculuk yapamamamızın en büyük sebebi ışık hızından hızlı veya yavaş gidebilmeyi başaramamamızdır. Işık hızından hızlı gitmek için sonsuz bir enerji gerekmektir. Ancak şuan için evrende sonsuz enerji bulunmadığını bilmekteyiz.

Genel Görelilik Kuramı

Einstein’e göre kütle çekim kuvveti zamanı etkiler. Yani kütle çekim kuvveti zamanı yavaşlatabilir ya da hızlandırabilir. Kütle çekim ne kadar güçlüyse zaman o kadar yavaşlar yani eğer zamanda yolculuk yapmak istiyorsak kütle çekiminin güçlü olduğu bir yere gitmemiz gerekir. Bu da akıllara karadelikler veya nötron yıldızlarını getirir. Eğer kütle çekiminin güçlü oldu bir karadeliğin yanına gidersek kalp atışımız, metabolizmamız, hücrelerimizin yaşlanma hızı bile azalacaktır. Ki bu da Intersellar filmini izleyenlerin aklına hemen o repliği getirir;

zaman

Sicimcilerin Zaman Makinesi

Sicimciler; evrenin, gözümüzden kaçan öteki boyutların içinde sürüklenen, dört boyutlu bir zar şeklinde olduğunu ve algıladığımız tüm parçacıklarla kuvvetlerin bu dört boyuta takıldığı
şeklindeki düşünceyi savunurlar. Onlara göre dördün üstündeki boyutlara ilişkin somut bir
düşüncemizin yok ancak bu zarın 10 boyutlu bir uzay-zamanda ya da yığında yüzdüğü gerçeğini de değiştirmeyeceğini ileri sürüyorlar.

Bu durumda daha yüksek boyutlara çıkan kestirmelerin var olma olasılığı da beliriyor. İşte, zamanda yolculuğu sicim kuramı içinde olanaklı kılabilecek şey de bu kestirme yollar. Buna göre evrenimizi oluşturan tüm yapıtaşları, zara bağlanan sicimler (ipler) şeklinde açıklıyor. Bu ipler beşinci boyuta açılacak kestirme yolları engelliyor. Engelleri aşmanın iki istisnası var: gravitonlar ve steril nötrinolar. Sicim kuramında kapalı sicimler olarak temsil edilen bu ikili, herhangi bir şekilde zara bağlı değil ve yığın üzerinde hareket etme şansı var.

Bu nedenle bir steril nötrino, bir noktadan yollandıktan sonra kestirmeden ve ışık hızından daha hızlı giderek beklenenden önce hedefe varabilir. Yani Einstein’ın özel görelilik kuramı gerçekleşerek zamanda yolculuk yapılabilir. Ama bu senaryoya engel olan bir durum var o da bugüne kadar ne bir graviton de ne bir steril nötrino gözlenememesi. Sicim teorisi üzerine çalışan Pas ise bu teknolojiye en az 50 yıl ulaşamayacağımızı söylüyor.

zaman

Fizikçilerin Zaman Yorumları

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü fizikçisi Max Tegmark

“Biz kendi gerçekliğimizi, ya olayların zamanla gerçekleştiği üç boyutlu bir alan olarak tanımlarız, ya da hiçbir şeyin gerçekleşmediği dört boyutlu bir alan olarak; ve eğer ikinci tasvir gerçekse, o zaman değişim dediğimiz şey gerçekten bir yanılsamadır, çünkü ortada değişen bir şey yoktur; geçmiş, şimdi, gelecek, hepsi orada duruyordur.

O halde hayat bir film gibidir ve uzay-zaman ise DVD gibidir. Filmde gelişen bütün o olaylar olsa bile, DVD’nin kendisinin herhangi bir şekilde değişmesi hakkında hiçbir şey yoktur. Herhangi bir anda, geçmişin zaten gerçekleştiği ve geleceğin henüz mevcut olmadığı ve olayların değişiyor olduğu yanılsamasına sahibizdir. Fakat benim farkında olduğum tüm şey, beynimin şu anki durumu. Bir geçmişim varmış gibi hissetmemin tek sebebi, beynimin anılar barındırması.”

California Üniversitesi’nden kuramsal kozmolog Andreas Albrecht 

“Zaman oradadır. Buna dış etken adı verilir; yani klasik hareket denklemindeki bağımsız değişkendir. Bu yüzden zaman (bir saat üzerindeki zamanı söylemeyi bildiğimizden, bildiğimiz zaman), fizik üzerinde çalıştığınız zaman kayboluyor gibi görünür, ta ki göreceliğe varana dek.

Göreceliğin özü, kesin bir zaman ve kesin bir mekan olmamasıdır. Her şey görecelidir. Evrenin bağlamında zamanı tartışmaya çalıştığınız zaman, evrenin bir kısmını soyutladığınız ve onu kendi saatiniz olarak adlandırdığınız, ve zamanın evriminin yalnızca evrenin bazı kısımları ile saat olarak adlandırdığınız şey arasındaki ilişki hakkında olduğu bu basit fikre ihtiyacınız vardır.”

İngiliz Fizikçi Julian Barbour

 “Sürekli birbirine değişen ardışık görüntüler, ardışık fotoğraflardır. Ben size bakıyorum; siz kafanızı sallıyorsunuz. Bu değişim olmadan, herhangi bir zaman kavramımız olmazdı. Mutlak olarak hiçbir şey olmasa bile, zamanın geçeceği konusunda ısrar ediyor ve ben bunun tamamen yanlış olduğuna inanıyorum.”

Geçmiş şimdi ve gelecek içinde yaşadığımız akıl almaz bir paradokstur. Araştırmalar sonucu aklımda kalan bazı soruları sizlerle paylaşmak istiyorum. Sizleri yorumlarda tartışmaya davet ediyorum.

Sizce geçmiş, geçmişte kalmış ve ulaşılmaz mıdır? ya da gelecek şu an yaşanmadan var olunmayacak bir olgu mudur? Yoksa biz bu anı yaşarken bir başka anda geleceğimiz var olmaya devam ediyor mudur? Eğer bir gün ışık hızından hızlı olmayı başarırsak etrafımızdaki insanlar durağan hale mi gelir yoksa geleceğe yolculuğu başarabilir miyiz? Yorumlarda buluşmak üzere. 🙂

Kaynakça: 1, 2, 3, 4