Zeus; kanunun, asayişin ve göklerin tanrısı. Babasının midesinden kardeşlerini kurtaran ve şimşeğiyle babasını yerle bir edip Titan devrini bitirip Tanrılar devrini başlatan Olimpos’un kralı. Yani adam baya havalı anlayacağınız. Hal böyle olunca da aşk hayatı içinden çıkılmaz bir cendereye dönüşüyor. Ben sizler için bu cendereyi biraz sadeleştirdim ve sıraya dizdim.

Zeus’un İlk Karısı Metis

Zeus, babasının midesinden kardeşlerini kurtarıp babasını öldürdükten sonra kalan Titanların çoğunu Tartarus’a yollamıştı. (Tartarus nedir diyecek olursanız Hades’in evi, yer altının en korkunç mekanı, kısacası cehennem.) Olimpos’ta kalmasına izin verdiği Titanlar ise 10 yıl süren Titan savaşında yanında olan Titanlardı. Metis de bu Titanlardan Okeanos’un kızıydı. Zeus, Okeanos’tan iyi niyet göstergesi adı altında kızı Metis’i istedi. Okeanos da ya Tartarus kabusunun başına gelmesinden korktuğu için ya da kim bilir gerçekten Zeus’u damadı görmek istediği için kızı Metis’i, Zeus’a verdi. Metis sağlam tavsiyelerin ve planlamanın tanrıçası ama ,derler ya terzi kendi söküğünü dikemezmiş diye, başına gelen de tam böyleydi. Herkese sağlam bir tavsiyesi vardı ama iş kendi başına gelince şu tavsiye ve planlama yeteneğini kullanamadı.

zeus
Metis ve Zeus

Metis, ilk çocuğuna hamileyken bir gün Zeus’un yanına uğradı. “Müjde bir kız çocuğumuz olacak ama öngörülerime göre bir çocuğumuz daha olursa bu erkek olacak ve işte en seveceğine kısma geliyorum şimdi gelecekte bir gün evreni yönetecek!” dedi. Bunu duyan Zeus sonunun babası Kronos gibi olacağından korktu ve panikledi. Metis, Zeus’un bu paniğinin farkında bile değildi. “Harika değil mi? Düşünsene güçlü, senin gibi bir oğlumuz…” cümlesini bitiremeden Zeus ilk karısı Metis ve doğmamış çocuğunu mideye indirdi. Ee, Kronos’un oğlundan bunu sevinçle karşılayacağını beklemiyordunuz değil mi?

Zeus’un İkinci Karısı Themis

Şimdi sizi şaşırtacak bir cümleyle başlamak istiyorum. Themis, ilahi adaletin titanı. Evet yanlış okumadınız Themis de bir titan. Ben de ilk duyduğumda “Themis kızım sen kafayı yemişsin.” diye düşündüm ama yazanlara göre huzuru korumak için çok istemese de Zeus’la evlenmeyi kabul etmiş. Zeus’tan iki kez üçüz çocuk doğurmuş. İlk doğan üç kıza Hora adı verilmiş ve büyüdüklerinde mevsimlerden sorumlu olmuşlar. Diğer doğan üç kıza ise “Üç Kaderler” adı verilmiş. Bu üçüzlere Üç Kader denmesini sebebi ise, kaderi ve ölümü belirliyor olmalarıdır. Aynı zamanda geleceği görüp kontrol de edebiliyorlar.

Gelelim, Themis ve Zeus’un ayrılışına. Zeus, bir gün Themis’i kenara çekti ve “bu iş yürümüyor, sorun sende değil bende.” gibi klasik cümlelerle ilişkiyi bitirmeye karar verdi. Themis de Zeus’a çok meraklı olmadığı için ilişkileri medeni bir şekilde son buldu.

Themis

Zeus’un Kardeşi Demeter

Demeter, tarımın ve bereketin tanrıçasıdır. 3 kız kardeş arasında ortanca olanı. Buğday rengi uzun saçları, mısır yapraklarından örülmüş tacı ve yeşil elbisesi ile büyüleyici bir güzelliği vardı. Bu büyüleyici güzelliği ile erkek tanrıların dikkati hep onun üzerindeydi. Zeus, Poseidon, Hades hepsi ona evlenme teklifi etti ama Demeter hepsini geri çevirdi. Tanrılarla evlenmek istemiyordu (haklı olarak) ama istememesi yetmedi. Themis’ten yeni boşanmış olan Zeus ısrarcıydı.

Bir gün Demeter buğday tarlasında klasik tanrıça işlerini gerçekleştiriyorken Zeus çıkageldi. Demeter gitmesini söylemesine rağmen Zeus onu dinlemiyor ve peşinde dolanmaya devam ediyordu. Demeter “bu böyle olmayacak” diye düşündü ve şekil değiştirip bir yılan oldu ve sürünerek oradan uzaklaşmaya başladı ama unuttuğu bir şey vardı, Zeus da şekil değiştirebiliyordu. Zeus da hemen şekil değiştirdi ve Demeter’in peşinden süründü. Bir ağaç kavuğuna saklanmış Demeter’i bulup orada sıkıştırdı. Aylar sonra Demeter güzeller güzeli bir kız olan Persephone’yi dünyaya getirdi. Babasının kim olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Tüm olanlara rağmen Zeus ve Demeter evlenmedi. Hatta Zeus, Demeter’e olan o eski ilgilisini kaybetti. Ta ki Demeter’i bir ölümlüyle buğday tarlasında görene kadar. Demeter, tüm bu yaşananlardan sonra Iasion adlı bir ölümlü prense aşık oldu. Onunla bazı zamanlarda buğday tarlasında buluşuyor buğdayların ne kadar harika olduğu üzerine sohbet ediyorlardı. Yine bir gün buluşmuşlar ve sohbet ediyorlarken Zeus, Olimpos dağında onları izliyordu. Demeter’in bir ölümlüyle bu kadar sıkı fıkı görmeye dayanamayan Zeus, tam da Iasion’un kafasının üstünde bir şimşek çaktı. Ve zavallı adam yanıp kül oldu. Demeter bildiği tüm lanetleri okudu fakat elinden başka hiçbir şey gelmedi.

Demeter

Zeus’un Üçüncü Karısı Hera

Evet doğru, Hera da aslında Zeus’un kız kardeşi ama anlamış olmanız lazım ki Zeus için kim olduğu hiç önemli değil. Hera, kızlar arasında en büyük olandı. Demeter’den daha çekiciydi fakat erkek tanrılara karşı olan asabi tutumu, onun tüm çekiciliğini alıp götürüyordu. Erkek tanrılar uzun süre Hera’yı elde etmek için uğraştılar fakat bir müddet sonra ümidi kestiler. Biri hariç. Evet doğru bildiniz Zeus.

Zeus yaratılışından bu yana hayır cevabını asla kabul etmiyordu. Hera’yı etkilemek için bildiği tüm fıkraları, yaptığı tanrı işlerini anlatıyordu. Hera’yı her gördüğü yerde peşine takılıyordu ve Hera ne kadar haddini bildirse de peşini bırakmıyordu. Hera, bu ilgiden ve Zeus’un kaslı vücudundan hoşlansa da Zeus’un karanlık geçmişine oldukça hakimdi ve kendini bu ateşe atmak istemiyordu.

Bir gün masada oturmuş sohbet edelerken Zeus, Hera’nın ona olan bakışlarını fark etti. Zeus “Benden hoşlanıyorsun itiraf et!” dedi. Hera hemen “Tabii ki hoşlanmıyorum Zeus ne zaman pes edeceksin?” dedi. “Asla pes etmeyeceğim. Seni seviyorum ve sen de beni seviyorsun.Söyle hadi beni sevdiğini söyle” dedi Zeus. Hera “asla, sana bunu asla söylemem.” dedi. Zeus tanrı zekasını konuşturup Hera’ya bir iddia teklif etti. “Tamam öyleyse eğer beni sevdiğini sana itiraf ettirirsem benimle evleneceksin.” dedi. Hera gözlerini devirdi ve “Anlaştık.” dedi. Bunun asla gerçekleşmeyeceğine çok güveniyordu fakat Zeus akıllı bir adamdı.

Bu olanların üzerinden birkaç gece geçmişti. O gece boyunca gök gürültüsü Olimpos dağını inletti. Hera, odasına yağmur damlaları girmemesi için odasının camlarını sıkı sıkı kapatmaya yeltenmişti ki bir guguk kuşu içeri girip yere düştü. Hera kuşun yanına çöktü. Kuş soğuktan titriyordu. Hera hemen yatağının ucuna battaniyelerden bir yuva yaptı ona bir kaç damla nektar içirdi ve onu yatırdı.

Sabah olunca guguk kuşu kaçmaya yeltenmedi. Hera’nın parmağına tüneyip elinden tohum ve yemiş yedi. Hera bu küçük kuşa çok alışmıştı. “Sen benim kuşum olur musun?” Guguk kuşu gagasını sevecen bir şekilde Hera’nın parmağına sürttü. “Ah güzel kuş ben de seni seviyorum.” Kuş birden yere atladı ve büyümeye başladı. Hera endişelenmişti fakat endişesi yersizdi. Kuş, bir tanrı formuna büründü. Hera’nın karşısındaki artık güzel guguk kuşu değil kaslı Zeus idi. “Bir anlaşmamız vardı güzel tanrıçam. Beni sevdiğinizi söylediğinize göre ne zaman evleniyoruz?” dedi.

Hera öfkelenmişti ama verdiği sözü unutmamıştı. “Bir şartla.” dedi Hera. “Seninle evlenirsem sadık bir koca olacaksın. Artık başka kadınlar yok.” dedi. Zeus “Kabul ediyorum.” dedi sevinçle. O günden sonra Hera’nın kutsal kuşu guguk kuşu olmuştu. Zeus ve Hera büyük ve şaşalı bir düğünle evlendiler. 3 tane çocukları oldu. Bunlardan biri probemli Ares, diğeri sonsuz gençliğin tanrıçası Hebe ve sonuncusu doğum tanrıçası Eileithyia. Hera ve Zeus, üç yüz yıl mutlu yaşamışlardı fakat üçüncü çocuktan sonra Zeus, tekrar eski günlerini özlediğini fark etti.

Hera ve Zeus

Zeus’un Ölümlü ve Ölümsüz Sevgilileri

Semele, Yunanistan’daki Theabi şehrinin prensesiydi ve ölümlü kuşağının en güzel kızıydı. Zeus son zamanlarda sürekli Theabi’ye gitmeye başlayınca Hera bu durumdan şüphelendi fakat bir türlü Zeus’u iş üstünde yakalayamadı. Bir gün Theabi şehri üzerinde altın bir bulut halinde dolanırken aşağıda ölümlü kılığında kocası Zeus’u gördü. Lüks bir evden çıkan Zeus’u kapıdan bir kız uğurluyordu ve kız hamileydi. Hera sinirden delirmiş, kızı oracıkta öldürmek istemişti ama bunu yaptığını Zeus öğrenirse başına çok kötü şeyler gelebilirdi. Bu yüzden bu işi farklı yollarla halletmeye karar verdi.

Hera, Theabi semalarından aşağı inerek yaşlı bir kadın kılığına girdi ve Semele’nin kapısını çaldı. Semele kapıyı açar açmaz şaşkına döndü. “Beroe sen misin?” Semele, Hera’yı eski bebek bakıcısı sanmıştı. Hera olayı bozuntuya vermeden devam etti. Semele, Zeus’un ne kadar harika olduğundan bahsederken Hera onun ağzını aradı: “Nereli bu adam?” Semele “Bunu söyleyemem.” dese de Hera ağzından girip burnundan çıktı ve Semele’ye “O Zeus, göklerin tanrısı.” dedirtti.

Yaşlı kılığındaki Hera inanmamış gibi yaptı: “Ah güzel kızım, kim bilir kaç erkek böyle senin gibi kızları tanrıyım diye kandırıyordu. Ona nasıl inanırsın. Hiç tanrı olduğunu kanıtlayacak bir şey yaptı mı?” dedi. Semele “Hayır.” dedi. Hera onu bitirecek şeyi bulmuştu. Kıza “O zaman söyle ona, karşında tanrısal formuna bürünsün.” dedi. Kız ikna olmuştu.

Hera gitti bir kaç saat sonra Zeus geri gelmişti. Kız ondan bir şey istediğini ama yapacağına yemin etmesini istedi. Zeus “Styks nehri üzerine yemin ederim yapacağım. Söyle bakalım ne istersin?” dedi. Kız onun tanrısal formda olmasını istediğini söyledi. Zeus bunun doğru olmadığını söylese de Styks Nehri üzerine yemin etmişti yani geri dönüşü yoktu. (bizdeki kur’an el basarım gibi bir yemin, geri dönüşü olmaz kısaca) Zeus insan formundan çıkıp tanrı formuna büründü. Bu görkemi kaldıramayan Semele, oturma odasının orta yerinde yok oldu.

Aslında bundan sonra Zeus ve Hera arasında sürekli bir kıskançlık ilişkisi oluştu. Hera, Zeus’un her kırığını bir yolla yerle bir etti ve Zeus’un elinden aldı. Kısaca anlatacak olursam;

Semele’den sonraki sevgilisi olan Aigina. Aigina, Hera onu öğrenmeden ölüp gitmişti ama Zeus’tan bir oğlu vardı: Aiakos. Hera intikamı oğullarından almaya karar verdi ve bir savaş içerisinde olan Aiakos’un savaşta yenilmesi için elinden geleni yaptı. Yönettiği adanın sularına zehir karıştırarak adadaki bir çok insanın ölmesine sebep oldu. Zeus’la ilişkisi olduğunu bildiği Lamia’yı canavara çevirdi, Alkmene’nin doğum yapmasını geciktirdi (doğum yapamaması için yer küreye görev verdi ve kadıncağız doğurana kadar o kayadan bu kayaya koşup durdu.), Leto’yu takip edip süründürdü, Callisto’yu ayıya çevirdi, İo’ya at sineği musallat etti. Zeus akıllandı mı dersiniz? Tabii ki hayır. Hatta şu an hala bir yerlerde Hera’dan kaçıp birilerini ayartmaya çalışıyordur diye düşünüyorum.

Kaynak:

Rick Riordan – Percy Jackson ve Yunan Tanrıları kitabı